4 Eylül 2009 tarihinde yayınlanmaya başlanacak olan Hanımın Çiftliği dizisi oyuncularıyla yapılan bir röportaj. Dizi oyuncuları dizi hakkında görüş ve düşüncelerini aktarmışlar.
İşte o Röportaj:
Nasıl gidiyor çekimler?
- Mehmet Aslantuğ: İyi gidiyor. Tek derdimiz sıcak ve rutubet. Malum, Çukurova...
- Caner Cindoruk: Dizi ortamından çok sinema filmi ortamında gibiyiz, bu yüzden süper gidiyor.
- Özgü Namal: Tatlı zorlukları var tabii ama bence de gayet iyi gidiyor.
1950’lerde olmak nasıl bir duygu?
- Ö.N: Gerçekten rüya gibi... O yıllarda yaşamayı isterdim.
- M.A: Otomobiller, kostümler, saçları o dönemin modasına göre yapılmış kızlar falan sahiden götürüyor bizleri o döneme...
- C.C: Bir de Adana çok fazla değişen bir şehir değil. Burada hâlâ 50’lerdeki insani değerleri bulabilirsiniz mesela...
Biraz karakterlerinizden bahseder misiniz?
- M.A: Birkaç Muzaffer var diyebiliriz aslında. Bir yanı, geniş maddi olanaklarla büyümüş, feodal yapı içinde kendi sınıfının özel temsilcisi Muzaffer Ağa... Mesafeli, dokunulamaz, sert... Bir diğer Muzaffer, eğitimli, görgülü, siyasi duruşunda bir derinlik taşıyan, esprili bir sohbet erbabı... Üçüncüsü, uzun süren yolculukları kaçış gibi gören ve o yolculuklarda temsil etmek zorunda olduğu birçok şeyden kaçmayı deneyen, kadınlarla kısa süreli ilişkileri seven maceraperest Muzaffer... Ve son olarak saklanmış bir tutkunun adamı!
- C.C: ışçiyim ben. Muzaffer Bey’in çırçır fabrikasında yağcıyım. Kavuşamadığım, birleşemediğim bir aşk var.
- Ö.N: Güllü 19 yaşında, çırçır fabrikasında çalışan, asi, emeğine sahip çıkan, kadının mal gibi alınıp satıldığı bir dönemde gerçekten çok aşık olduğu Kemal’e varmak için her şeyi göze alan bir kız.
BİZ BU PROJEYE VE EKİBE İNANDIK
Karakterlerinize hazırlanmak için ne gibi çalışmalar yaptınız?
- M.A: Çok özel bir şey yapmadım.
- C.C: Bana çok uzak bir coğrafya değil burası. Adanalı’yım. Bir de benim dedem eskiden çırçır fabrikasında yağcılık yapıyormuş. Böyle bir tesadüf söz konusu. Ben dedemin, amcalarımın fotoğraflarından, mahallemizdeki büyüklerin arşivlerinden yararlandım. Her ne kadar Adanalı olsam da döneme ait duruştan konuşma tarzına kadar her şeyi çalıştım.
- Ö.N: Öncelikle tabii ki bütün oyuncu arkadaşlarla Orhan Kemal’in “Vukuat Var”, “Hanımın Çiftliği” ve “Kaçak” romanlarını okuyup inceledik. Daha sonra karakterle ilgili olarak önce yönetmenimiz Faruk Teber’le sonra da senaristimiz Zülküf Yücel’le çalışmalar yaptık. Ardından da kostüm ve saç denemeleriyle karakterleri oluşturmaya başladık.
İstanbul’dan, ailelerinizden uzak kalmak zor olmuyor mu sizler için?
- M.A: Alışkınız... Bu, yaklaşık beş yıl aradan sonra başladığım ilk televizyon çalışması. ıstanbul’da, evime yakın, daha hızlı çekilebilecek işler yerine, bu inanılmaz nem ve sıcakta çalışıyor olmanın tek nedeni var: ınanmak! Daha iyi bir işe, daha iyi bir iş çıkarmak için emek verenlere inanmak... Gönül veren, riske giren, ter döken herkesin emeğine, yüreğine sağlık...
- C.C: Ben Adana’da doğup büyüdüm, tiyatroya burada başladım, ama iki yıl önce dört arkadaş ıstanbul’a gittik. Üçümüz şans eseri bu dizide yer aldık. Ağanın yeğenini “Zaloğlu”nu oynayan Necip Memilli, 12 yıllık arkadaşım. Burada birlikteyiz, o yüzden bana şehir dışında çalışıyormuşum gibi gelmiyor.
İSTANBUL DİZİLERDEN ÇOK YORULDU ARTIK
Bu dönem, İstanbul dışında yapılan çekimler çok popüler...
- M.A: ıstanbul yoruldu. Mekan olarak da, ıstanbullu olarak da...
Çırçır fabrikası çekimleri zor muydu?
- C.C: Bunun için ayrı bir bina inşa edildi. Dönemin makineleri bulundu. ıçeriye girdiğiniz zaman pamuklar uçuşuyor, boynunuza kadar yapışıyor. ıki günde zor temizledik. Zaten babam uyardı, “Dikkat et, deden ince hastalığa yakalandı. Çok nefes alma” dedi. Çekim aralarında bol su ve ayran içtik.
Eğer geçmişte yaşamak isteseydiniz, bu hangi dönem olurdu?
- C.C: Ben 70’lerde yaşamak isterdim.
- Ö.N: Ben de 70’li yıllarda yaşamak isterdim.
KİBİR KİMSEYİ BİR YERE TAŞIMAZ
Bu dizide sizi en çok heyecanlandıran şey ne oldu?
- C.C: Bir kere çok doğru bir cast seçimi yapılmış. En büyük rolden en küçüğüne kadar herkes özenle seçilmiş.
- Ö.N: Romandan müthiş bir şekilde uyarlanmış olması... 13 bölümün hazır olması... Diyalogların ve hikâyenin doğallığı... Uzun zamandan beri hiçbir senaryo beni bu kadar heyecanlandırmamıştı.
- M.A: Ben bir şey eklemek istiyorum... Sinemaya ya da televizyona yeniden uyarlanan çalışmaları kıyaslarken, ucuz polemiklerden uzak durmak, seviyeli ve saygılı olmayı bilmek gerek. Kibir kimseyi bir yere taşımaz, taşıdığı sanılan yerde de tutmaz!
Servat YILMAZ
Kaynak: Hürriyet
1950 senesinin Adana’sı.. Bölgenin güçlü ve zengin toprak ağası Muzaffer Bey’in (Mehmet Aslantuğ) çırçır fabrikasında işçi olarak çalışan Güllü (Özgü Namal), aynı fabrikada makinacılık yapan Kemal’i (Caner Cindoruk) sevmektedir. Ne var ki Güllü’nün babası Cemşir (Mehmet Çevik), onu da diğer kızları gibi paralı birine satmanın hayali içindedir. Muzaffer Bey’in yeğeni Zaloğlu lakaplı Ramazan (Necip Memili) Güllü’ye uzun zamandan beri göz koymuştur. Cemşir, akıl danesi Berber Reşit’in de (Hakan Boyav) kışkırtmasıyla, Güllü’yü Zaloğlu’na vermeyi kafasına koyar.Cemşir’in planlarından habersiz olan Güllü ve Kemal ise, bir kaç ay sonra evlenmeyi düşünmekte ve şimdiden kiraladıkları boş evin içinde, gelecek güzel günlerin hayallerini kurmaktadırlar. Ancak altı aylık bir Avrupa seyahatinden dönen Muzaffer Bey, Güllü’yü tesadüfen fabrikasında görünce, Güllü’nün kaderi hiç kimsenin tahmin edemeyeceği biçimde değişecektir...
Hanımın Çiftliği dizisiyle ilgili çok özel fotoğraflar ve dizinin hazırlık ve yapım aşamasıyla ilgili çok ilginç bilgiler burada.
Dizinin çekiminde kullanılan konak kaç günde inşa edildi?
Dizi için kaç tane kostüm diktirildi?
Dizide o döneme ait kaç tane araba kullanılacak?
Hepsi burada. Mutlaka bir göz atın...
Dizinin çekimlerinin yapıldığı 4 mekandan biri olan Muzaffer Bey'in
konağı Adana'ya 25 km. uzaklıktaki Karataş İlçesi'nin Karaahmetli
Köyü'nde inşa edildi.
Konağın çatı kiremitleri o dönemkiyle aynı olsun diye Eskişehir'den
özel olarak getirtildi.
Dizide kullanılan konak toplan 10bin metrekare alan içerisinde
bulunuyor ve 800 metrekare yer tutuyor. Konak iki kat ve 12
odada oluşuyor ve her bir katı 3,5 metre yükseklikte. Konak
yapılmadan önce yerinde eski bir ahşap ev vardı ve dizideki
konağın yapılması için bu ev yıkıldı. Ahşap evin yıkılmasından
33 gün sonra inanması güç bir şekilde konağın inşası tamamlandı.
Konağın inşasında hergün 50 ila 100 kişi çalıştı.
Konağın çevresindeki ahşap binalar tadilatlarla garaja çevrildi.
Muzaffer Bey'in de kullandığı 15 çeşit o döneme ait araba Türkiye'nin
dört bir yanından uzun uğraşlar sonunda toplandı.
Dizi için 3 adet fayton, 10 adet at arabası alındı.
1280 figüran ilk bölümün çekimlerinde rol aldı.
Muzaffer beyin sahip olduğu çırçır fabrikası ve döneme ait makineler
çikobirlikten temin edildi.
Dizi için 1000 adet dönemin kostümü diktirildi.
80 kişilik bir set ekibi dizinin yapımında görev alıyor.
Güllü kemal öldükten sonra öldükten sonra yenilgiyi kabul eder ve çiftliğe gelir; ancak inatçılığını sürdürür. Ramazanla evlenmemek için her şeyi yapar. Ben ‘atın yerine eşeği bağlamam’ diyerek herkese Ramazanla evleneceğini belirtir. Burada at ile kastettiği kişi Muzaffer’dir. Muzaffer Bey, kadın düşkünü, zorba, zalim bir adamdır. Kocasını terk ederek çiftliğe gelen Gülizar, Muzaffer Bey’in ‘kapatması’dır. Yeğeni Ramazan ve Gülizar, Muzaffer Bey’in Güllü’yü kandırmasından korkarlar. Sonunda bu gerçekleşir.
Güllü, Muzaffer Bey’i etkisine alır ve çiftliğin hanımı olarak sözü geçen konuma gelir. Çiftliği yönetir, İngilizce öğrenerek kültürlenmeye çalışır ve Avrupa’ya seyahate kara verir. Güllü adını da değiştirerek ‘ Serap’ olur. Köylüler Muzaffer Bey’in Güllü ile evlenmesine içerlerler. Yasin Ağa ve Gülizar çiftliği terk eder. Muzaffer Bey kendisi için kötü sözler söyleyen yeğeni Ramazan’ı döver ve çiftlikten kovar. Bu kişilerin işten ayrılması üzerine Çemşir ve Reşit rahat bir şekilde çiftliğe gelir.
Muzaffer Beye bütün köylü özellikle de Habib düşmandır. Bunun sebebi de onun köylü önünde tokat yemesidir. Bunu unutmaz ve intikam almayı ister. Bun da üyesi olduğu parti başa geçince alacaktır. Fakat tam seçim sırasında Muzaffer Bey de Demokrat Partiye geçer. Artık son çareyi onu öldürmekte bulur. Muzaffer Bey öldükten sonra çiftliğin yeni sahibi seraptır. Artık ‘Hanımın Çiftliği’ olmuştur. Serap Hanım avukatı Erdoğan ile evlenmeye kara verir. Erdoğan bir gün tarlaları dolaşır ve Habib’le dalaşır. Habib’in kini daha da alevlenir. Habib köylüleri kışkırtarak çiftliği yakar. Serap Hanım da bebeğinden dolayı affeder ve yaralı olarak kaçar.
Yayınevinden yapılan açıklamada, Türk edebiyatında, insanı, umudu ve aydınlığı en iyi anlatan yazarlardan biri olan ve 2 Haziran 1970′de yaşamını yitiren Orhan Kemal’in 95. doğum yıl dönümünün 15 Eylülde kutlanacağı belirtildi.
Açıklamada, yeni basımları yapılacak Hanımın Çiftliği üçlemesinin ilk kitabı olan ”Vukuat Var”ın, değişen sosyal ilişkilerin insanların yaşamlarını ve bilinçlerini nasıl yönlendirip değiştirdiğini ele alan bir roman olduğu ve toprağını kaybedip yoksullaşan köylülerle gittikçe güçlenen toprak ağaları arasında gerilen ilişkilerin değerlendirildiği, kadın işçilerin de bu ilişki içinde kimliklerini yeniden oluşturmasına tanıklık edildiği kaydedildi.
”Hanımın Çiftliği” adını taşıyan üçlemenin ikinci kitabında ise ağalık sorununun yanı sıra sınıfsal çelişkilerin yetkinlikle anlatıldığı ifade edilen açıklamada, ikinci kitapta paranın değişime uğrattığı hayatların, el değiştiren paranın yarattığı çelişkilerin, insanın en soylu duygularından biri olan aşkın bile soysuzlaşmasının anlatıldığı belirtildi.
Açıklamada, İkinci kitapta yazarın okuru hiç beklemediği bir sona doğru sürüklediği ve usta yazarın kaleminin insanı yargılamadan önce anlamaya, her şeye rağmen insana inanmaya, güvenmeye çağırdığı ifade edildi.
Üçlemenin son kitabı olan Kaçak’ta, toprak ağalığının yarattığı sorunlar, toprağın el değiştirmesi ve topraksız bırakılan insanların intikam duygularının ele alındığı vurgulanan açıklamada, Orhan Kemal’in her zaman insana, umuda ve aydınlığa inandığı ve bir kez daha en karanlık durumlarda bile insanı yücelten değerleri aradığı kaydedildi.




































